Anonim asked: Nedensizce tanımak isteği var seni içimde. Gel tanış olalım diyemem insanlar biçok şeyi olduğu gibi güvenimi de aldı benden.

Güven içi doldurulması gereken bir duygu. Kendi kendime uğraşıp içini doldurduğum güvenimin bir çok şekilde akıp gittiğine tanık oldum. Güven diyemem elbette.. Yalnız anlaşılma isteği var içimde.

0 yorum, Nisan 22, 2014

kitaptiryakisi:

Cahit Zarifoğlu

kitaptiryakisi:

Cahit Zarifoğlu

(Kaynak: hayat-ikitap)

Reblogged from kitaptiryakisi, 116 yorum, Nisan 21, 2014

antikadam:

çünkü sarılmak, 
diyecek bir şeyi olmayanların kurduğu
küçük bir ülkeydi.   

Reblogged from larosaenflorce, 260 yorum, Nisan 20, 2014

(Kaynak: sickstallion)

Reblogged from vededikadin, 524 yorum, Nisan 15, 2014

biratinyalnizligi:

ağlasam sesimi duyar mısınız, mısralarımda; dokunabilir misiniz, gözyaşlarıma, ellerinizle? bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, kelimelerinse kifayetsiz olduğunu bu derde düşmeden önce. bir yer var, biliyorum; her şeyi söylemek mümkün; epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; anlatamıyorum.
#orhanveli100yaşında

biratinyalnizligi:

ağlasam sesimi duyar mısınız, 
mısralarımda; 
dokunabilir misiniz, 
gözyaşlarıma, ellerinizle? 

bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, 
kelimelerinse kifayetsiz olduğunu 
bu derde düşmeden önce. 

bir yer var, biliyorum; 
her şeyi söylemek mümkün; 
epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; 
anlatamıyorum.

#orhanveli100yaşında

Reblogged from biratinyalnizligi, 187 yorum, Nisan 13, 2014

izbirakin:

En sevdiğim şiirlerden

Siz Aşk’tan N’anlarsınız Bayım / Didem Madak

Reblogged from canberkbilginoglu, 41 yorum, Nisan 13, 2014

3 yorum, Nisan 11, 2014

2 yorum, Nisan 11, 2014

8.4.14

İnsanlarla en sevdiğim şarkıları paylaştım, en sevdiğim filmleri…
Dünyanın cesaretinden korkup kendi ürkekliğimin arkasına sıkıştırdığım ne varsa onu.
Benim için ne ifade ettiğini hiçbir zaman anlayamadılar…
Benim özenle bir mücevher gibi sakladığım, kendi ardıma sığındırdığım, benliğime yüklediğim şeyleri bir taş parçası gibi hoyratça gözler önüne serdiler. İçinizde binbir emekle büyütüp yeşerttiğiniz, toprağını gözyaşlarınızla suladığınız çiçeğinizin yüreğinizden sökülüp atıldığını düşünün.
Çok uzun zaman ağladım. Uykunun ardına sığındı bedenim.
Üzerinde nefes alıp verdiğim dünya siyaha bürünmemişken henüz, ben yorganımın altındaki karanlığa sığındım.
Geçmiş, benim için hiç geçememiş.
Arkamda bırakamadığım kocaman hayal kırıklıkları..
Ben ellerimle kazıdım toprağı, yeşertebilmek için tırnaklarımla eşeledim.
Emek verdim, gündümüzü verdim. gecemi verdim. Günlerimi verdim. Aylarımı verdim.
Yılımı verdim.
Göz yaşlarımı verdim en çok.
Dönüp baktığım zaman yeşertmeye çalıştığım her şeyin solmuş olduğunu görüyorum. Kendimden, zamanımdan imkanlarımdan arttırdığım her şey meğer sadece bir boşluğa akıyormuş.
Bu benı denli üzüyor, bilebilseniz.
Issız bir yere terkedilmiş gibi hissediyorum. Ne yapacağını bilemeyen. Ellerini uzattığında sadece boşluğu ve karanlığı yakalayan.
Bir dilek hakkım olsaydı eğer gerçekleşmesi mümkün olan, sadece bana yaşattırdıkları şeyleri hissetmelerini isterdim. Ne bir eksik, ne bir fazla.
İntikam değil. Sadece bir parça adelet.

Bazı şarkıların yeri göğüs kafesinizdir bilirsiniz. Bazı şarkıları oranızda saklamanız gerekir. Aslına bakarsanız güzel olan çoğu şeyin yeridir oramız.
Sevginin, şefkatin, merhametin, minnettarlığın…

Peki benim göğüs kafesime
daha ne kadar acı sığabilir?

Affedemiyorum, unutamıyorum. Bu yüzden yüreğimde hep bir ağırlık taşıyorum. Onlar umursamazken bir saniye bile, ben umursadığım her şeyin içinde boğuluyorum.
Bu yüzden gözlerinin önünde ben mutsuzluk içinde çırpınırken onlar gözlerimin önünde mutluluk havuzunun içinde yüzüyorlar.

1 yorum, Nisan 10, 2014

Anonim asked: Peki hangi istasyonda yaşıyor ya da bekliyorsun? Belki ziyaretine gelirim hiç kimse olarak. Ve hiçliğe giden trene binerken memnun oldum derim.

"bir gün bir istasyon gördüm trenleri geciken"
Ve hala o istasyondayim.
Neden olmasın? O trende karşılaşmak ümidiyle..

0 yorum, Nisan 8, 2014

Anonim asked: Söylesene kimsin sen?

"bir gün bir rüya gördüm o kavuniçi balık benmişim
büyümem beklenmeden afiyetle yenmişim”


sadece bir istasyon insanıyım.

0 yorum, Nisan 7, 2014

bukadin:

'Küçük bi çocuğun koşarak “dayê bêhna sêva tê” (anne elma kokusu geliyo) diyerek annesiyle son kez konuştuğu yerdir Halepçe.

Elma kokusunu sever misiniz? 

Ya da şöyle sorayım. Hiç elma yerken aslında boğazınızda bir yanma hissettiniz mi? Hayır mı? O halde size bir olay anlatayım..

Bundan 24 yıl önce, 16 Mart 1988 sabahı, elma kokusuyla uyandı Halepçeliler. Sevinçle mutfağa yöneldiler önce. Kokunun mutfaktan gelmediğini görünce camlarını açtılar. Baktılar ki koku dışarıdan daha çok hissediliyor, hemen dışarı akın ettiler merak ve heyecanla. Çıktıklarında gördüler ki herkes aynı merak ve heyecanla dışarı çıkmış. Hızlı hızlı yürümeye başladılar; kokunun kaynağını aramaya başladılar. Gittikçe şiddetlendi elma kokusu. Ama bir yandan da derilerinde bir yanma hissettiler sanki. Aldırmadılar ve yürümeye devam ettiler. Bu sefer daha hızlı koşmaya başladı bir çoğu. Ancak zamanla o yanma gittikçe şiddetlendi. Koşuyorlardı; ama yanıyorlardı da. Bu sefer de dönüp eve doğru koşmaya başladılar. Yanma iyice artıyordu. Zamanla derilerinin morarmaya ve büzülmeye başladığını gördüler korkuyla. Bir an önce suya ulaşmalılardı. Kendilerini can havliyle suya attıklarında ise bedenleri kavruldu bu sefer, asit dolu bir havuza girmişler gibi. Artık ölmüşlerdi, ölümün nereden geldiğini anlayamadan. Yanarak ölmüşlerdi, üstelik ateşsiz ve dumansızdı buyanma çığlıklarla bağırışlarla çağırışlarla. Bir avuç kül oluvermişlerdi aniden, ne olduğunu anlayamadan…

"Saçlarım tutuştu önce

Gözlerim yandı, kavruldu

Bir avuç kül oluverdim

Külüm havaya savruldu.”

Kimyasal zehir öyle bir şeydir ki; vücudunuza temas ettiği anda yakar sizi, nefes almak için çırpınırsınız; alamazsınız. Deriniz büzülüp çürür. Yavaş yavaş, acı çeke çeke ölürsünüz. Öyle ki başınıza silah vurularak öldürülmeyi buna tercih edebilirsiniz.

Bu zehir de elma kokuluydu. Güzel kokulu zehir, Zekice planlanmış bir katliamdı. Hedeflerinde çocuklar vardı, geleceği hedeflemişlerdi..

En çok da çocuklar öldü Halepçe’de. Tıpkı diğer katliamlardaki gibi. yıllar sonra ülkelerine demokrasi getirecek olan o uzak memleketteki adamlar, kendi memleketlerindeki o diktatöre hediye etmişlerdi bu elma kokulu zehri. Ölmeden önce, ölürken, yanarken Halepçelilerin attıkları çığlıkları duyamadılar o özgürlükçü ve demokrat adamlar. Çünkü o sırada başka ülkelerde başka hayatları mahvetmekle meşgullerdi. Başka soykırım planları vardı.

Onlardı zaten, Hiroşima’da küçük gözlü onlarca küçük çocukları yakan. Onlardı Vietnam’da yüzlercesini, binlercesini katleden. Onlardı Ruanda’da 100 gün içinde 800 bin kişinin katledilmesini sessizce destekleyen. Duyamadılar o çığlıkları…

Şimdi Halepçeli çocuklar el ele tutuşmuş Hiroşimalı, Ruandalı, Vietnamlı kardeşleriyle dünyaya barış mesajı veriyorlar, insanlığa sesleniyorlar:

Halepçe’de 16 mart 1988’de insanlık nefessiz bırakıldı, yakıldı. Hatırlamak, anmak, onurumuzdur. İnsanlık için onurdur.’

Reblogged from denizkokanesinti, 339 yorum, Nisan 7, 2014